İzlediklerim, Okuduklarım, Oynadıklarım [Ocak 2017 – Özet]

Okuma süresi : 4 dakika

Selam dostlar, Ocak ayında tükettiğim şeylerden üstüne birkaç kelam etmek istediklerimi seçtim ve buraya yazdım. Her ay sonu bunu yapmayı düşünüyorum. Bir zaman sonra geriye dönüp okuması eğlenceli oluyor.

*Not: Burada söz konusu ay içerisinde izlediklerim, okuduklarım ya da oynadıklarım arasından sadece seçtiklerim bulunmaktadır.

NE İZLEDİM? – DİZİ

Sherlock (4. Sezon)

Büyük hayal kırıklığı. 14-18 yaş grubu tumblr fan kitlesi tarafından beğenilmiş olması dizinin içine sıçtıkları gerçeğini değiştirmiyor. Dizinin final yaptığına dair henüz resmi açıklama yok ama 5. sezon gelse de gelmese de umrumda değil artık. Ben çevresine değer verdiği göze sokulan bir Sherlock ve onun aile dramasını izlemek istemiyorum. İlk 2 sezondan eser yok. Bok.

Dirk Gently’s Holistic Detective Agency

İngiliz bilim kurgu yazarı Douglas Adams’ın yazdığı Dirk Gently romanının uyarlaması olan dizi Ocak ayında izlediğim en güzel şeydi. Yapımcısı Max Landis gibi güzel bir kafa olunca dizi de baştan sona o güzel kafayı size yaşatıyor. Oyunculuklar kimi zaman teklese de eğlenceden ödün verilmiyor. Bilim kurgu seven sevmeyen herkes çerez niyetine bu diziye bir şans vermeli. Doctor Who kafası sevenler, herkesten önce siz izleyin. Öptüm.

BoJack Horseman (2. Sezon)

Hisli atımızın maceraları 2. sezonda daha da olgunlaşıyor. Bojack Horseman şu sıralar bir şeyler yiyip içerken favorim. Rick & Morty sonrası kaliteli animasyon ararken bulmuştum Bojack’i. Elbette Rick & Morty’nin yanından geçemez ama bu keyifli olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Diziye başlamadan ortalama bir Hollywood genel kültürüne sahip olmanız gerektiğini söylemekte fayda var.

NE İZLEDİM? – FİLM

The Accountant

Ben Affleck şu sıralar hem yazıyor hem yönetiyor hem de oynuyor. Bu film ise yağız delikanlımızın sadece oynamakla yetindiği kaçamak bir film olmuş. Ne yalan söyleyeyim, izlerken sıkıldım. Verdiği mesaj güzel olsa da filmin kalitesini yükselttiğini söylemek zor.

Affleck’in Live by Night’ı da gişede çakıldı. Batman’i de yönetmeyecekmiş. Üstüne gelmeyin şu adamın…

La La Land

Arşa yükselmiş beklentilerim tahmin edeceğiniz üzere karşılanmadı. La La Land güzel müziklere ve bana göre Zeus’un bir lütfu olan Emma Stone’a sahip eğlenceli bir film. Daha fazlasını beklememek lazım. 14 Oscar adaylığı abartı mı? Evet.

P.S. Ryan Gosling bu performansıyla Oscar Alırsa en yakın cast ajansına başvuruyorum.

*Damien Chazelle, yetenekli adamsın vesselam.

Passengers

İlk 15 dakikası hardcore bilim kurgu havası veren, Jennifer Lawrence ve abartılı oyunculuğu teşrif edince boka saran bir romantik – aksiyon. Filmi benim gibi bilim kurgu kafasıyla izlemenizi tavsiye etmiyorum.

*Chris Pratt ve Jennifer Lawrence bana itici gelen iki nadide Hollywood yıldızı. Yine de ön yargıdan uzak, düşük bir beklentiyle izledim filmi. Yeteri kadar düşürmemişim.

Magnificent Seven

Her biri ayrı bir niteliğe sahip 7 kovboyumuzun bir kasabayı kurtarışını anlatan eğlenceli bir western filmi. Her team-up filminde hissettiğimiz klasik motivasyon eksikliği bu filmde de hissediliyor. Tabi bu filmin keyfini baltalamıyor. Zira film bu motivasyon eksikliğiyle hiç ilgilenmiyor.

Hateful Eight’ten sonra filmi izlerken keşke şunu Tarantino daha brutal bir şekilde çekseymiş demedim değil.

NE OKUDUM?

Fahrenheit 451

Bu kitabın arkasında “Yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday, vazgeçilmez bir roman” tarzı bir cümle yazıyor. Kitabın arkasında bu yazınca çevresine de nasıl bir beklenti verdiğini az çok anlamışsınızdır. ‘Sen her kitap üzerinde yazana aldanıyor musun?’ demeyin hemen. Bir klasikten bahsediyoruz burada. Nitekim Fahrenheit 451 beklentilerimi karşılamadı. Bilim kurgu kafasıyla sayfalarını çevirdiğim abartılmış bir spekülatif kurguyla karşılaştım kitabı okurken. Kendi dönemine göre derdini çok iyi anlatmış Ray Bradbury ama bunu daha iyi yapan Cesur Yeni Dünya, 1984 gibi eserlerden sonra Fahrenheit 451 ağzımda ekşi bir tat bıraktı.

Yine de distopik, spekülatif ve bilim kurguya ilgi duyan herkesin kesinlikle okuması gereken eserlerden biri. Siz hiçbir zaman kitaba çamur atan adamlara aldanmayın. :kappa:

NE OYNADIM?

Civilization VI

Bu ay delicesine strateji seven biri olarak delicesine Civilization oynadım. Serinin 6. oyununda kayda değer iyileştirmeler olsa da 5’ten aldığım zevkle 6’dan aldığım zevk arasında bir fark yok diyebilirim.

Star Wars: Empire At War

Strateji sevdiğimi söylemiş miydim? İçinde Star Wars olan bu RTS’i fazlasıyla geç fark ettim. Oyunu oynadıkça kendisiyle bu kadar geç tanışmanın vermiş olduğu pişmanlık arttıkça arttı. Empire At War çok keyifli bir oyun. Özellikle uzay savaşları muazzam. Oyun kendisini bir süre sonra tekrar etse de çok geniş bir mod dünyası var. Daha ben oralara girmedim. Hayırlısı

Dota 2

Hayatım boyunca birçok oyun oynadım. Sanırım bu kadar süre oynadığıma pişman olduğum tek oyun Dota 2. Ben daha fazla konuşmak istemiyorum.


Bu ay ne öğrendik?

Elalemin gazına gelip beklentilerimizi yükseltmiyoruz. İçinizdeki 35 yaşında, şişman ve uzun saçlı adamı serbest bırakın.

4 Yorum On İzlediklerim, Okuduklarım, Oynadıklarım [Ocak 2017 – Özet]

  • Tahsin, yine çok güzel bir yazı olmuş.Yazılarının devamını bekliyorum.

  • “”Hayatım boyunca birçok oyun oynadım. Sanırım bu kadar süre oynadığıma pişman olduğum tek oyun Dota 2. Ben daha fazla konuşmak istemiyorum.”” +1 🙂
    Katılıyorum. Bu oyun yüzünden tamamen Steam’i sildim. Özellikle dereceli maç oynuyorsanız insanın psikolojisini bozduğunu düşündüğüm bir oyun -belki de ben fazla tepki gösterdiğimden kaynaklanıyor- ayrıca uyku düzenimi de berbat ediyordu.Kısacası uzun bir süre oynasam ve Magnus’la RP atıp keyif aldığım anlar olsa da benim için vakit israfi olduğunu düşündüm. Sonuç “Goodbye STEAM”.
    PS: FeelsBadMan

Cevapla:

E-Posta adresiniz paylaşılmayacak.

Site Footer